“Sezgi ve deneyimin birleştiği yerde en doğru dengeyi bulduğuma inanıyorum.”
Şehrin nabzını tutanAnkara Life Dergisi, bu sayısında adaletin izini tutkuyla süren bir ismi ağırlıyor:Avukat Meltem Temurer. Mesleğini yılların deneyimiyle değil, hâlâ “ilk gün heyecanıyla” anlatan Temurer; başarıyı sessiz anlarda bulan, sezgiyi bilgiyle harmanlayan, her adımını iç muhasebesiyle keskinleştiren bir hukuk yolcusu… Hayatın ve hukukun tam orta yerinde duran bu özel söyleşi, okuyan herkese yalnızca meslek değil, insan hikâyesi sunuyor. Keyifli okumalar dileriz.

Röportaj: Hatice Şeyma Basut
Meltem Hanım hukuk kariyerinizi bir romanın bölümleri gibi düşündüğünüzde, bugün hangi bölümde olduğunuzu hissediyorsunuz? Sizce bu bölümün başlığı ne olurdu?
Hukuk kariyerimi bir roman olarak düşündüğümde, belki hikâyenin sonuç bölümüne yaklaşmış olabilirim; ancak bugün için koyacağım başlık kesinlikle ‘İlk Gün Heyecanı’ olurdu. Çünkü her yeni dava, her duruşma, bana mesleğe başladığım günkü heyecanı yeniden yaşatıyor. İşimi hâlâ aynı sevgi ve tutkuyla sürdürmeye devam ediyorum.
Başarı genellikle dışarıdan görülen sonuçlarla ölçülüyor. Sizin için kimsenin bilmediği, ‘sessiz başarı’ dediğiniz bir an var mı?O anın sizdeki karşılığı neydi?
Benim için sessiz başarı, bir dosyanın Yargıtay ilamında ilk dava dilekçemdeki beyanlar esas alınarak hüküm kurulmasıdır. O an, içimde tarifsiz bir sevinç doğuyor; çünkü aslında birçok kişinin hayatına dokunduğumu hissediyorum. Yıllar süren mücadelenin sonunda gelen bu adil sonuç, bana hem büyük bir gurur hem de hak edilmiş bir mutluluk yaşatıyor.
Bir müvekkille ilk karşılaştığınızda sezgilerinizin sizi yönlendirdiği bir anı hatırlıyor musunuz?Hukuk pratiğinizde sezgi–bilgi dengesini nasıl kuruyorsunuz?
Elbette hatırlıyorum. Bir müvekkilim için kira kontratı hazırlarken adaylar arasında öğretmen bir hanım vardı. Konuşma tarzı ve mesleği güven vericiydi; fakat dış görünüşünde beni rahatsız eden bir tuhaflık da sezmiştim. Uzun yeleğinin üzerine dökülen saçları, parmaklarını kaplayan iri yüzükler ve boynundaki büyük kolyeler bende bir çekince uyandırmıştı. Buna rağmen, dış görünüş üzerinden yargıladığımı düşünerek sezgimi bastırdım ve kontratı imzaladım.
Maalesef süreç düşündüğüm gibi gitmedi; kira ödemedi ve birçok sorun yaşadım. O an, aslında ilk sezgime güvenmediğim için kendime kızdım. Eskilerin dediği gibi: ‘Önce çaydanlığın yüzüne bak, sonra çayını iç.’
Bugün artık ilk izlenimlerimi olduğu gibi kabul ediyor, ama sadece onlara dayanmak yerine bilgimle teyit ederek daha sağlıklı bir karar verme süreci yürütüyorum. Sezgi ve deneyimin birleştiği yerde en doğru dengeyi bulduğuma inanıyorum.

Zaman zaman her profesyonelin durup kendine sorduğu bir ‘kritik soru’ olur. Sizin kendi kariyerinizde sık sık döndüğünüz, yön bulmanızı sağlayan o kişisel sorunuz hangisi?
Kendime en sık sorduğum kritik soru şudur: ‘Neyi yanlış yapıyorum? Eksik olan nedir? Neyi göremedim, neyi düşünemedim?’
Bu soruları kendime dürüstçe yönelttiğimde, takıldığım noktaların cevapları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Sorunun kaynağını bulduğum anda ise yolum açılıyor ve ilerlemeye devam ediyorum. Kariyer yolculuğum da tam olarak bu iç muhasebe sayesinde sürekli ileriye doğru gelişiyor.
Eğer genç bir avukat, sizin başarı yolculuğunuzu bir harita gibi eline alsaydı; o haritanın köşesine hangi uyarıyı veya notu özellikle düşerdiniz?“Bu yolu yürürken bunu mutlaka bil” dediğiniz şey nedir?
Genç bir avukat benim yolculuğumu bir harita gibi eline alsaydı, köşesine mutlaka şu notu düşerdim: ‘Bu yolu yürürken yabancı dil bilmenin önemini asla unutma.’
Hatta bugün artık tek bir dil değil, birden fazla dil bilmek neredeyse zorunluluk hâline geldi. Çünkü hangi işi yaparsanız yapın, dünyayı daha iyi anlayabilmek için yabancı kaynakları okumalı, romanlara dokunmalı, müziği hissetmeli, şiirin derinliğini kavrayabilmelisiniz. Ancak böylece mesleğinizin özüne, yani insanı ve hayatı anlamanın merkezine daha güçlü bir şekilde ulaşabilirsiniz.

